15 Ağustos 2011 Pazartesi

BATI’NIN “ZEHİRLİ” DİYE ALMADIĞI ÜRÜNLER PAZARDA KAPIŞ KAPIŞ!


İhraç Fazlası Zehir!

Kimyasal maddelerin üretimi dünyada çok sıkı denetim ve kontrol mekanizması altında gerçekleştiriliyor. Ama ülkemizde piyasaya sunulan ürünlerdeki kanserojen ve toksik maddenin haddi hesabı yok. Türk Tosikoloji Derneği Genel Sekreteri uyarıyor: “Kimyasal madde üreten firmaların sadece yüzde 30’u denetleniyor!”


SGS (Supervise Gözetme EtüdKontrol Servisleri) günlük yaşamda kullandığımız pek çok ürün yanında ağır sanayi ve kimyasal madde üretimine kadar pek çok sektörde analiz çalışmalarını yürüten, dünyanın hemen her ülkesinde laboratuarları olan uluslararası bir kuruluş. Firmanın sahip olduğu yüksek teknoloji imkanlarını şu örnek yeterince anlatıyor: Geçen yıl Londra’daki metrolarda gerçekleşen patlamaların ardından bulunan bomba parçalarını araştıran SGS uzmanları laboratuar analizi sonucunda bombanın nerede imal edildiğini buluyor! Firmanın 1933’den bu yana hizmet veren Türkiye’deki laboratuarlarıysa her ne kadar bomba analizi için kullanılmasa da günlük yaşamımızda sürekli temas içinde olduğumuz gizli bombaların tespitinde oldukça başarılı. İstanbul dışında Mersin ve Gebze’de de laboratuarları olan SGS, müşterileri için başta tekstil olmak üzere kullandığımız bir çok ürünün içeriğindeki insan ve çevre sağlığına zararlı kimyasal ve toksik maddeleri araştırıyor. “Hiçbir şeyi yoktu birdenbire kanser oldu ve öldü” cümlesinin çevrenizde ne kadar çok kullanıldığını bir düşünün” diyor SGS laboratuar Müdür Nadin Hacerestunç. “Aslında hiçbir şeyi yoktu değil, çok şeyi vardı. Belki de vücudunda uzun zamandan beri zevkle giydiği kıyafetinden bulaşan azo, kanserojen boyar madde; çok severek yemek yediği takımından yayılan kurşun ve kadmiyum; büyük tat alarak tükettiği gıda maddelerinden aldığı benzen, pyrene veya PAH (Poli Aromtik Hidrokarbon) onu sona götürmüştü.” Tabi bir de bu ürünlerin üretiminde kullanılan kimyasallar hiçbir denetimden geçmediyse, her toksik madde için belirlenen limitler kat be kat aşıldıysa o ürünlerle birlikte hayatımıza nüfus eden kimyasallar da serseri mayın gibi çevremizde dolanıyor. Hacerestunç, her an tehlike yayan bu kimyasalların kullanımının aslında birçok direktif ile yasaklanmış veya sınırlandırılmış durumda olduğunu ekliyor sözlerine. “Hayatımızın her anında kullandığımız oyuncaklar, giysiler, mutfak gereçleri, kozmetik ürünler, deterjanlar, temizlik maddeleri, elektronik ve elektrikli aletler ve buna benzer günlük kullanım gereçleri ihraç edilecekleri zaman ilgili ülkenin kanunlarının gerektirdiği şekilde zararlı kimyasallardan belirli limitlerde arınmış olmak zorunda.” Ülkemiz de Avrupa Birliği’ne adaptasyon sürecinde konuyla ilgili bir çok standardı kabul etti. Ama iş uygulamaya gelince… “Üretici firmalar, ürünleriyle ilgili gerekli testler için sadece ihracat yapacaklarsa bize başvurup,ürünün istenilen standarda uygunluğunu analiz ettiriyor. Ama ne yazık ki yurt içi pazarda çoğu ürün için böyle bir talep yok” diyor Nadin Hacerestunç. Peki test sonucunda yüksek miktarda kanserojen, alerjik ya da sağlığa zararlı diğer kimyasallar içerdiği için istenen kritere uymayan ve alıcı tarafından kabul edilmeyen ürünler ne oluyor dersiniz, imha mı ediliyor? Cevap firmanın Kalite Kontrol Sorumlusu Nazlı Şahin’den geliyor:  “Yakmıyorlar elbet, onları iç pazara veriyorlar. Merter gibi ihraç fazlası ürünler satan yerlerde, pazarlarda satışa sunuluyor. Örneğin biz burada test ettiğimiz ürünleri pazarda çok gördük. Bu konuda herhangi bir denetim, kontrol mekanizması yok!”

Anne sütünde DDT

TTD (Türk Toksikoloji Derneği) Genel Sekreteri Hilmi Orhan da iç ve dış pazara sunulan yiyecek, tarım ürünleri ya da gıda dışında diğer ürünlerde kimyasal içerik ya da bulaşan analizlerinin analitik açıdan güvenilir bir biçimde periyodik olarak gerçekleştirilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor ve ekliyor : “Türkiye’de insan sağlığını ilgilendiren kimyasal madde analizleri periyodik olarak değil, ancak gerektiği durumlarda Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi’nde yapılmakta.” Ülkemizde bu uygulamalar sadece Hıfzısıhha merkezlerinde gerçekleştirirken, dünyada çok daha yaygın ve kontrollü şekilde yapılıyor. Orhan durumun vahametini şu verilerle gözler önüne seriyor: “Kimyasal madde üreten, kullanan işyeri sayısı ülke çapında 950 binken bunun sadece 30 bini kimyasal güvenlik açısından denetlenebiliyor.Yani gerekli arıtmaları yapıyor mu, atıklarını işlemden geçirdikten sonra mı atıyor… vb konularında sadece %30 oranında denetim yapılabiliyor.”
Yurtdışında denetim ve kontrol mekanizmaları çok daha sıkı olmasına rağmen yine de toksik maddelerden ve kimyasallardan kaçış yok. Örneğin, güvenlik nedeniyle yanmayı geciktirici özellikteki PBDE’ler, kablolardan, prizlerden, koltuk döşemeleri ve halılara kadar her yerde. Oysa fareler üzerinde yapılan deneylerde yüksek miktardaki PBDE’nin ürolojik ve nörolojik sorunlara yol açtığı kanıtlanmış. Özellikle uçaklarda hemen her kaplamada bulunan ve gün geçtikçe tüm yaşam alanlarımıza yayılan bu kimyasalların insan üzerindeki etkileriyle ilgili çalışmalarsa sınırlı. Tek ümitse bu kimyasalın akıbetinin zamanında mucize toz olarak bilinen fakat özellikle kadınlarda deri hastalıklarına ve meme kanserine neden olduğu tespit edildikten sonra kullanımı yasaklanan böcek ilacı DDT’ye benzememesi. Tarımda böcek ilaçlamasında, evlerde sinekten korunmak için kullanılan kimyasal ülkemizde ancak 1980’lerin sonunda yasaklandı. Etkisiyse hâlâ devam ediyor. Yakın zamanda ülkemizde yapılan araştırmalarda anne sütünde tespit edilen tarım ilacı, GreenPeace’ın 2001’deki bir araştırmasına göre Avustralya sularındaki yunusların, hatta  Kuzey Kutbu’nda yaşayan kutup ayılarının ve eskimoların bile yağ dokularına yerleşmiş durumda.
Günümüzde kullanılan kimyasalların çoğunun geleceğe nasıl bir miras bıraktığı öngörülemiyorken, hali hazırda uygulanan denetimler çok daha büyük bir önem arz ediyor. “Bu sebeple” diyor Nadin Hacerestunç, “Bizim de tüketici olarak yapmamız gereken satın aldığımız ürünlerde kalite ve dayanıklılık aramanın yanısıra kimyasal içerik bakımından da uygunluğunu sorgulamaktır. Üzerimize düşen yurt içi pazarı için üretilen ürünlerde de; ihracat ürünleri için gösterilen hassasiyet ve kontrollerin yapılması için toplumsal baskı oluşturmak olmalıdır.”


KANSEROJEN OLAN SADECE BOYALAR MI?


Sosyete Pazarı mı, Zehir Kazanı mı!

Sağlık Bakanlığı Uzakdoğu'da üretilen yüz boyalarının toplatılmasına karar verdi. Ne var ki piyasada  ağır metal içeren ağır kanserojen ürünler, çocuklara yönelik yüz boyalarıyla sınırlı değil. Bakınız geçen yıllarda Aktüel için hazırladığımız haber. İstanbul'un ünlü sosyete pazarında çocuklara yetişkinlere, 7'den 70'e herkese, her keseye uygun bir kanserojen ürün olduğu, laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştı. 

KANSEROJEN SARMIŞ DÖRT BİR YANIMI


“Gel abla gel, ihraç fazlası bunlar!” sözlerini çok duyduk da, hiç “gel abla gel toksik ürünler bunlar” ya da “ikizlere kanserojen” diye bağıran bir pazarcı duydunuz mu? Önce sosyete pazarında kanserojen madde ve sağlığa zararlı kimyasal alışverişine çıktık. Sonra dünyanın her yerinde analiz laboratuarları bulunan SGS uzmanları satın aldığımız ürünleri Yeni Aktüel okuyucuları için İstanbul’daki laboratuarlarında test etti. Sonuç: Korkutucu! Aldığımız hemen her üründe bol miktarda kanserojen ve toksik kimyasal tespit edildi.


Çarşamba, saat: 14.00.Yer: Sosyete pazarı. Çeşitli aksesuarların satıldığı tezgah, takılara düşkün olmasam da sergilenen ürünlerle çok cezp edici. Beyaz deri kayışlı saat ve altın görünümlü kolye-küpe takım tam yazlık kıyafetlere göre. Çanta, çok ünlü bir markanın imitasyonu. Ama oldukça kaliteli görünüyor. Ayakkabılarsa, her genç kadının hayali: Parlak kırmızı, deri. Mutfak için tava, çelik tencere ve çatal bıçak seti, hem şık hem kullanışlı. İç çamaşırı takımı tamamiyle fotomuhabiri arkadaşım Can Esentaş’ın seçimi, “fotoğrafa gelir” diyor. Şeffaf sütyen askıları yazlık giysilerde pek çok kadının tercihi zaten. Kağıt peçete ve ıslak mendil de ihtiyaçtan. Bikiniye göz koymuştum doğrusu. Hatta satın alırken, tezgahtara özellikle soruyorum, “Ürün kanserojen içeriyor mu, üretim süreci denetlendi mi?” diye. Cevap hazır: “Her türlü kontrolden geçti, bu ürünler yurtdışına ihraç ediliyor!” Çoraplar, spor ayakkabı için ideal. Havlu, Örümcek Adam desenine dikkat ederseniz çocuklar için üretilmiş. Alışveriş sırasında çocukları da unutmuyoruz. Ne de olsa toksik maddelerden en kolay etkilenen ve geri dönülmez zarar görenler, onlar. Baskılı elbise pazarda  anneleriyle alışveriş yapan küçük kızların tercihi. Plastik hayvan figürleri, oyunca telefon ve oyun hamurları hemen her çocuğun elinde. Oyuncak sabunluk, çıngırak ve bilezik, minik kardeşlere hediye. Ağaç şeklinde tasarlanan ev aksesuarı, gerçekten çok sevimli. Son olarak boxer’ı da unutmuyoruz. Alışveriş yaptığımız tüm tezgahlarda, ürünlerin kalitesini, kanserojen ya da alerjik madde içeriğini, üretim koşullarının denetlenip denetlenmediğini soruyoruz. Yanıtlar genellikle aynı: “Bu ürün yurtdışına gönderiliyor”, “Bugüne kadar hiç şikayet gelmedi, kapış kapış gidiyor” –kim “bu elbiseyi giydikten sonra hastalandım” der ki!- Tüm tezgahtarlar, sattıkları ürünlerden emin. Hatta çoğu bu ürünleri, eşine, yakınına hediye ettiğini söylüyor.    Pazar çıkışı aracımızı beklerken, çocukların kollarındaki geçici dövmelere takılıyor gözüm. Şu sıra bu dövmeler pek moda. Bir çok sakız ve cips markası promosyon olarak veriyor. Bazıları da özel olarak satılıyor.

Saatteki kurşun miktarı yasal limitin 30 kat fazlası!

Perşembe günü, saat 10.00. Yer: Şişli’deki SGS Ofisi. Satın aldığımız numuneleri analiz için uzmanlara teslim ediyoruz. Kalite Sorumlusu Nazlı Şahin ve Laboratuar Müdür Nadin Hacerestunç, seçtiğimiz ürünlere başta beğeniyle baksalar da her birini yakından inceledikçe yüzlerindeki ifade değişiyor. “Özellikle tekstil ürünlerinde boyalar ciddi tehlike arz ediyor. Bir de lastik aksesuarlar, astar, file gibi malzemelerde çok fazla problem yaşanabiliyor. Kumaş  %100 pamuklu olsa da risk bitmiyor. Örneğin siyah renk son dönemin azo belalısı. Siyah renk için kanserojen boyar maddeler iç pazarında çok fazla kullanılıyor” diyor Nazlı Şahin, elindeki iç çamaşırı ve bikiniyi göstererek. Analiz sonuçlarını aldığımızda, Şahin’in yanılmadığını görüyoruz. Çamaşır takımının dantelli siyah lastik kısmında 33,6 mg/L ve 4,9 mg/L  miktarlarında kanserojen boyar madde tespit ediliyor. Oysa bu maddelerin limit değeri 1 mg/L’nin altında olmak zorunda! Bikiniye göz alıcı rengi veren de yine kanserojen boya. En fazla 20 mg/kg olması gereken değer, bikinide 79 mg/kg çıkıyor.

Nadin Hacerestunç saatte de pek çok kanserojen/alerjik içerik bulunduğunu tahmin ediyor. Bu tür aksesuarların daha çok Çin’de üretildiğini ve bu ülkede üreticilerin yasal limitlere pek aldırmadığını söyleyen Hacerestunç’un  haklı olduğunu da yine sonuçlar ortaya koyuyor. Kurşun testlerinde, saatin kimi kısımlarındaki kurşun miktarının 3 bin mg/kg’ye çıktığı tespit ediliyor. Yasal limit mi? 100 mg/kg. Yani saat yasal limitin 30 katı kadar kurşun ihtiva ediyor. Üstelik kurşun, en etkili kanserojenlerden biri!

Oyun hamuru zehir saçıyor!

Saat 12.00. Artık SGS Laboratuarlarındayız. Önce ürünlerden alınan parçaların üzerine, yapılacak teste uygun olarak çeşitli çözücü kimyasallar ekleniyor. Sonra bu parçalar, buzdolabı büyüklüğünde ileri teknolojiye sahip cihazlarda ısıtılıyor, soğutuluyor ya da titreştiriliyor. Bu işlem sonucunda, ürünü oluşturan tüm bileşenler, çözücü kimyasala geçiyor. Yani elde edilen madde, katı haldeki numunelerin sıvı hali. Bir anlamda cihaz, bizim bikinilerin, tencere, tava ve oyuncakların suyunu çıkarıyor. Daha sona tüplere koyulan bu sıvılar etiketlenip, başka bir ileri teknoloji mamulü cihazda analiz ediliyor. Bu cihazlar, çok zengin bir kimyasal belleğe sahip. Bu bellek yeterli olmadığında,  sonradan kullanılacak kimyasalların da orijinal hali cihazlara tanıtılıyor. Böylece, bilgisayar ürünün sıvı halindeki tüm bileşenleri, kendi belleğinden tarayarak, aynı formüldeki kimyasallarla eşleştirip, miktarını tespit ediyor.

Bir hafta sonra tüm sonuçlar elimizde. Doğrusu, raporu okuyunca insanın canı değil bir daha pazara gitmek, alış veriş yapmak bile istemiyor. Pazardan satın aldığımız hemen her üründen mevsim modasından çizgiler, parlak renkler, cafcaflı aksesuarlar yanında bol miktarda kanserojen, alerjik kimyasal taşıyor. Uzmanları en çok endişelendiren kalem, şüphesiz ki oyun hamurlarındaki kurşun miktarı. Yasal limit değeri 100mg/kg olmasına rağmen, özellikle çocukların temas edebileceği ürünlerde hiç kullanılmaması gerekirken, pazardan aldığımız hamurlar neredeyse tamamen kurşundan imal edilmiş. Test edilen kırmızı oyun hamurunda tespit edilen kurşun miktarı, 4 bin 4 yüz 41 mg/kg! TTD Genel Sekreteri Hilmi Orhan, plastik plastik materyalde kullanılan kurşunun organik formda olduğu için deriden kan dolaşımına geçerek kan, beyin ve böbreklere ulaşabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Oyuncak ve özellikle oyun hamurunda saptanan kurşun, aşmaması gereken sınır değerin çok üzerinde olduğundan tehlikeli, çünkü küçük yaştaki çocuklar ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürürler!”

Bu kadar tehlikeli olmasa da ıslak mendil testinin de sonuçları da bir hayli düşündürücü. PH değeri limitin üzerinde çıkan (limit: 4-7,5 arası. Sonuç: 7.9) mendillerin ambalajındaysa, ph değeri, 5,5 olarak belirtilmiş!

Anlaşılan bizim üreticiler kurşunu çok seviyor. Ne üretiyorlarsa, içine kurşun katmayı ihmal etmiyor. Bu mutfak malzemesi olsa bile! Tavanın hiç bulunmaması gereken teflon yüzeyinde tespit edilen kurşun miktarı 430 mg/kg. Kızartmaların yanında biraz kurşuna ne dersiniz?


Ürünlerin Toksik Karneleri
İşte SGS İstanbul laboratuarlarında yapılan test sonuçları.
1-Saat:
Kayışa azo ve Krom VI testleri, metal kapağa nikel ve Cr VI testleri uygulandı. Deri ile temas etme ihtimali bulunan tüm parçalarda ve iç aksamında tam eritme yöntemiyle kurşun ve kadmiyum kontrolleri yapıldı.Tenle sürekli olarak temas eden alt metal kapakta cildi tahriş etme özelliği olan Nikel metali ve kanserojen olan Krom VI kaplama tespit edildi. Yine tenle ençok temas eden kısımlarından biri olan kayışta yüksek miktarda kurşun, metal ayar pimlerinde yüksek oranda kadmiyum ve kurşun, iç aksamda da yüksek miktarda kurşun tespit edildi.
2-Kolye&Küpe:
Setin iplerine azo testi, metal kısımlarına nikel testi, tüm parçalarında tam eritme yöntemi ile kurşun ve kadmiyum kontrolleri yapıldı.Kolyedeki renkli iplerde kanserojen etkisi olan azo boyar maddeler, küpe ve kolyenin metal kaplamalı kısımlarında çok yüksek miktarda kadmiyum ve kurşun, süsleme amaçlı kullanılan parlak taşlarda da çok yüksek kurşun olduğu belirlendi.
3-Ayakkabı:
Zemine ve tabana azo, kurşun, kadmiyum ve formaldehit testleri, metal kopçaya nikel testi uygulandı. Zeminde PVC olup olmadığı kontrol edildi. Numunenin PVC içerdiği ve kopçasında da nikel bulunduğu belirlendi.
4-Çanta:
Zemine azo, kurşun, kadmiyum, Cr VI ve formaldehit testleri uygulandı, zeminde PVC olup olmadığı kontrol edildi, metal bağlantı parçasına nikel testi uygulandı. Numunenin PVC içerdiği ve metal bağlantı parçasında da nikel bulunduğu belirlendi.
5-Tava:
Gıdayla temas eden yüzey ve saplarda kadmiyum ve kurşun, sap kısmında PVC olup olmadığı kontrol edildi. Teflon yüzeyde yüksek miktarda kurşun bulunduğu belirlendi.
6-Çelik Tencere:
Tencere numunesinin tüm parçalarında kurşun ve kadmiyum kontrolü yapıldı.
Ürünün herhangi bir parçasında bu metaller tespit edilmedi.
7-Çatal-Bıçak Seti:
Çatal bıçak setinin tüm parçalarında kurşun ve kadmiyum kontrolü yapıldı
Plastik kısımlarda PVC olup olmadığı kontrol edildi
Kaplamalı yüzeylerde Cr VI kontrolü yapıldı
Ürünün herhangi bir parçasında bu metaller tespit edilmedi
8-İç çamaşırı takımı:
İç çamaşırı takımının zemin kumaşı ve aksesuarlarına azo ,alerjenik/kanserojen boyar madde, pH ve formaldehit testleri, plastik aksesuarlarında PVC olup olmadığı kontrol edildi ve kadmiyum/kurşun testileri yapıldı. Metal aksesuarlarda nikel kontrolü yapıldı.
Siyah lastik aksesuarda alerjenik/kanserojen boyar madde olduğu tespit edildi
9-Sütyen askısı:
Sütyen askısında PVC, fitalat ve kadmiyum kontrolü yapıldı
Şeffaf askı kısmında yüksek miktarda fitalat tespit edildi
Ürünün askı kısmında PVC belirlendi
10-Kağıt Peçete:
Renkli baskılı kağıt peçetelerde azo, pH, formaldehit ,toksik ve ağır metal  testleri yapıldı
Ağır  metallerden biri olan bakır metali tespit edildi
11-Bikini:
Zemin kumaşı ve aksesuarlar azo ,alerjenik/kanserojen boyar madde, ağır metal, pH ve formaldehit testleri yapıldı. Kırmızı zeminde azo boyar madde tespit edildi. Plastik aksesuararında PVC olup olmadığı kontrol edildi ve kadmiyum/kurşun testleri yapıldı.
Plastik bağlantı aksesuarlarında da PVC olduğu saptandı, bu kısmın kurşun ve kadmiyum içeriğine bakıldı. Aksesuarda bir miktar kurşun tespit edildi.
12-Islak Mendil:
Islak mendil numunesinin pH,formaldehit ve toksik metal kontrolü yapıldı
pH ve formaldehit değerleri yüksek çıktı
13-Çorap:
Çorap numunesinde azo, pH, formaldehit,ağır metal ve alkilfenol(SGS In House Metod)  testleri yapıldı
Numunede yüksek miktarda alkilfenol tespit edildi
14-Havlu:
Havlu numunesinde azo, pH, formaldehit,ağır metal ve alkilfenol(SGS In House Metod)  testleri yapıldı
Baskılı kısımlarda belirli oranlarda formaldehit tespit edildi ve pH değeri yüksek bulundu
15-Baskılı Elbise:
zemin kumaşa azo, kaserojen/alerjik boyalar, pH, formaldehit, ağır metal testleri, Plastik baskıya pvc, kadmiyum,kurşun ve fitalat testleri uygulandı, etikette klorlu organik taşıyıcılar kontrol edildi. Numunenin pH değeri yüksek bulundu, ağır metallerden biri olan Cr tespit edildi, PVC içerdiği belirlenen plastik baskıda fitalat tespit edildi.
16-Baskılı boxer:
Zemin kumaşına azo,kaserojen/alerjik boyalar, pH, formaldehit, ağır metal testleri, plastik baskıya pvc, kadmiyum, kurşun ve fitalat testleri uygulandı, etikette klorlu organik taşıyıcılar kontrol edildi. Siyah zeminde azo boyar madde, etikette klorlu organik taşıyıcı, PVC içerdiği belirlenen plastic baskılarda yüksek miktarda fitalat tespit edildi.
17-Plastik hayvan figürleri:
Oyuncak numunelerinde toksik ağır metal, pvc, kadmiyum,kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi. Turuncu renkli plastik oyuncakta kurşun tespit edildi. Numunelerde PVC tespit edilmedi. Tüm numunelerde belli oranlarda fitalat tespit edildi.
18-Oyuncak sabunluk:
Plastik oyuncak kısımda toksik ağır metal,pvc,kadmiyum, kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi Tekstil kısımlarda azo boyar madde kontrolü yapıldı
PVC içerdiği belirlenen plastic oyuncak kısımda yüksek miktarda fitalat tespit edildi
19-Oyuncak çıngırak:
Plastik numunede toksik ağır metal,pvc,kadmiyum , kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi
Oyuncağın mor/mavi çıngıraklı kısmında belli oranlarda fitalat tespit edildi.
20-Ağaç süs:
Plastik numunede toksik ağır metal,pvc,kadmiyum, kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi
Oyuncakta kurşun tespit edildi
21-Oyuncak telefon:
Plastik numunenin gövdesinin toksik ağır metal,pvc,kadmiyum, kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi
Oyuncakta kurşun tespit edildi
22-Oyuncak çıngırak bilezik:
Plastik numunede toksik ağır metal,pvc,kadmiyum, kurşun ve fitalat içerikleri kontrol edildi
Numunenin sarı kısımlarında kadmiyum tespit edildi
23-Oyun hamurları:
Numunelerde azo boyar madde,toksik ağır metal,toplam kurşun ve kadmiyum kontrolü yapıldı Mavi renkli hamurda kadmiyum, kırmızı renkli hamurda kurşun tespit edildi.
24-Oyuncak dövmeler:
Numunelerin çıkartma kısımlarına toksik ağır metal ve kağıtlarında formaldehit kontrolü yapıldı Kağıtta belli oranlarda formaldehit tespit edildi.

Alışverişimizin Toksik Faturası
Bakalım sosyete pazarından doldurduğumuz poşetlerin içinde bilmediğimiz neler var.
      
      Azo boyar maddeler
Özellikle tekstil ürünlerinin, oyuncakların ve ayakkabıların boyanmasında kullanılan boya gruplarından birisi. Bu boyar maddelerin parçalanması ile oluşan aminler kanserojendir. 
Kanserojen&Alerjik Boyar Madde
Özellikle sentetik ürünlerin  boyanmasında kullanılan boya gruplarından biri. Disperse boyaların bir kısmı kanserojen olup çoğu alerjik. OKO 100 standartlarına göre kanserojen ve alerjik boyar maddelerin ürünlerde hiç bulunmaması gerekiyor.
pH değeri
pH değeri numunenin ne kadar asidik ya da bazik olduğunu gösteren bir değer. İnsan cildinin ortalama pH değeri 5,5 dur. Tekstil ürünlerine uygulanan yüzey işlemler sonrasında kullanılan kimyasalların yüzeyden çok iyi uzaklaştırılamaması durumunda ürünlerin pH değeri farklılık gösterebilir. Durulama prosesinin etkin olması çok önemli. OKO 100 standartlarına göre ciltle temas eden ürünlerde pH değerinin 4 ile 7,5 arasında olması gerekli. Bu değerlerin altındaki ve üstündeki pH değerleri cilt üzerinde tahriş edici etki yaratabilir. Sabun, kağıt ve kağıt ürünlerinde değer önem kazanıyor.
Formaldehit
Yeni ürünlerde aldığımız o “yeni” kokusunun kaynağı bu kimyasal özellikle tekstil ürünlerinin kırışmaması ve kolay ütülenebilmesi için kullanılıyor. Kanserojenik ve cilt üzerinde alerjik etkileri var. Limit değerleri ülkeden ülkeye ya da ürün tipine göre farklılık göstermekle beraber OKO 100 standartlarınca bebekle temas eden ürünlerde hiç bulunmaması(<20 mg/kg), yetişkinler için 75 mg/kg değerinin altında olması gerekiyor. Yapıştırıcılar, halı alt kaplamaları, kozmetikler, bazı perde malzemeleri, boyalar, yer cilaları, sıvı yakıt yakan ev aletleri, tahta,doğal gaz, likit ev temizlik malzemeleri, ev halı ve döşemeleri, kağıt ürünleri, mobilya, halı, döşeme ve tuvalet temizlik malzemeleri, banyo kaplama malzemeleri, tuvalet temizleme malzemeleri bulunuyor.
PVC
Özellikle plastisollerin (plastikleştirici eklenmiş PVC)  kansorejen olduğunu gösteren çalşmalar var. Doğum kusurlarına, bağışıklık sisteminde zayıflamaya, çocuk gelişiminde sorunlara neden olabiliyor. Geri dönüşümü çok güç olduğundan, atık hali ayrıca bir problem. PVC’ye yumuşak ve elastik hale gelmesi için birçok kimyasal ilave ediliyor. Laboratuar çalışmaları bu kimyasalların bazılarının kansere ve böbrek hastalıklarına neden olabileceğini, üreme sistemini ve henüz gelişmekte olan çocuklarda büyüme bozukluklarına sebebiyet verebileceğini gösteriyor. Greenpeace Araştırma Laboratuarı’nın geçen yıl yaptığı analizler, özellikle 0-3 yaş grubunda ki çocukların çiğnediği ve emdiği diş kaşıyıcılar veya diğer yumuşak PVC oyuncaklardaki fitalat maddesinin doğrudan ağız yoluyla çocukların kanına geçtiğini göstermiştir.
      Fitalat
Yumuşatılmış PVC endüstrisinde birçok kullanım alanına sahip. Fitalatın özellikle çocukların böbrek, karaciğer ve testislerine de zarar verebileceğine dair bilgiler bulunmakta. Hamilelik döneminde aşırı miktarda fitalata maruz kalan annelerin çocuklarında sorunlara neden olabiliyor. Hatta bazı araştırmalar, hamilelik döneminde fitalata çok fazla maruz kalan annelerin erkek çocuklarında cinsiyet kayması olabildiğini gösteriyor. Fitalat sadece oyuncaklarda değil şampuan, oje, parfüm gibi kozmetik ürünlerde ve bazı streç filmlerde de kullanılıyor.
Kadmiyum
Renkli plastik imalatında, galvenizlemede, pillerde, PVC baskıların stabilizasyonunda ve paketlemede kullanılıyor. Böbrek rahatsızlıklarına, iskelet deformasyonuna, kemik erimesine, beyin kanamasına neden olabiliyor.
Kurşun
Kurşun boya direncini artırma, alaşımları zenginleştirme, pil ve mermi üretimi ve plastik endüstrisi gibi birçok alanda kullanılıyor. Kanserojen ve zehirli. Beyin ve sinir sistemini etkiliyor, işitme engeli oluşturuyor. Hafıza ve konsantrasyon problemlerine sebep olduğu, hamilelerde ve bebeklerde etkisi daha da zararlı. Bu metale fazla miktarda maruz kalmak hamilelerde yüksek tansiyon riskini arttırıyor ve hatta düşüğe neden oluyor. Bebekler için ciddi davranış sorunları, zeka geriliği ve nörolojik sorunlar ve küçük doğumsal kusurlara kadar değişen zararları var Hava, su ve toprak kirliliğine neden olduğu için atık durumu da tehlikelidir. Kurşun için limit değerleri üründen ürüne farklılık gösteriyor. Özellikle aksesuarlarda, gıda ile temas eden ürünlerde ve elektronik ürünlerdeki kullanımına sınırlamalar getirildi. Genel olarak hedef kurşunun canlı ile temasta bulunduğu ürünlerde hiç kullanılmaması.
Krom 6
Krom kaplamacılıkta, toz boyalarda, deri ve ahşap imalatında kullanılıyor. Kanserojen. Nefes darlığı ve şiddetli öksürmeye sebep olur. Zatürreeye, akciğer ve diğer solunum yolu fonksiyon bozukluklarına sebep olduğunu gösteren araştırmalar var.
      Nikel
Nikel özellikle aksesuarlarda kaplama malzemesi olarak kullanılıyor. Son derece alerjik. Alerjik reaksiyonlar yaşam boyu tekrarlayan kabartılı ve şişkin kırmızı renkli egzamalara dönüşebiliyor. Nikel limiti 0,5 µg/cm2/week dir.
     Toksik ağır metaller
     Zehirli ağır metaller arasında yer alan Antimon, Arsenik, Baryum, Kadmiyum, Kurşun, Civa ve Selenyum    oyuncaklarda ve aksesuarlarda kullanımı yasaklandı.
     Ekstakte olabilen ağır metaller
     Ter ya da tükürük çözeltisi ile çözülerek insan bedenine nüfuz edebilen zehirli ağır metallerin kullanımı  yasaklanmıştır.
                                                                     
                                                                                                             (YeniAktüel Sayı:108 Yıl:2007)

 

11 Haziran 2011 Cumartesi

Geçen sene zararsız, şimdi zararlı olan kimyasallar.


İki basın açıklaması arasındaki farkı bulunuz.

Danimarka’da yasaklanan ve Fransa’da da yasaklanması tartışılan parabenlerle ilgili Sağlık Bakanlığı yakın zamanda aşağıdaki basın açıklamasını yayımlayarak, içimize su serpti. Vücutta östrojen hareketlerini taklit ettiği, dolayısıyla hormon sistemine ve özellikle erkeklerde üreme zarar verdiğiyle ilgili bilimsel çalışmalar bulunan paraben, pek çok ilaçta ve kozmetik ürünlerin hemen hepsinde bakteri oluşumunu önlemek amacıyla kullanılıyor. Geçen yıl Harvard Tıp Fakültesi’nce yapılan bir araştırmada parabenlerin spermlere zarar verdiği tespit edildi, daha önceki araştırmalarda da bu kimyasalların –basın açıklamasında belirtildiğinin aksine- vücutta depolandığına dair bilimsel veriler elde edilmişti. Ama sağlık konusundaki en yetkili mercii “zararsız” dediyse, öyledir elbet. Tıpkı geçen yıl Temmuz’daki basın açıklamasında olduğu gibi. O zaman da Bisfenol A (BPA) zararsızdı mesela, endişelenmeye mahal yoktu. Biz boşuna yazıyorduk, “biberonlardaki kimyasal tehlike” diye. Sonra bu “zararsız” kimyasallar bir yılda karakter değiştirdi, birden bebeklerin, çocukların sağlığına zarar vermeye başladılar. İşte bu yüzden Sağlık Bakanlığı da yeni bir açıklamayla BPA’ların yasaklanmasını onaylandı. Darısı parabenlerin başına! 
Bu arada siz paraben muhteva eden ürünleri gönül rahatlığıyla kullanmaya devam edin. Firmaların durup duruken paraben-free ürünler çıkartmasının altında da bir mana aramayın artık! Bunca nesil  BPA'lı biberonlarla büyümedi mi? Onlara paraben ne yapar ki?

 

Parabenleri konu alan Mayıs 2011 tarihli basın açıklaması.


Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, paraben maddesinin vücutta toksik etki yaratacak ölçüde biriktiğini gösteren ve insanlarda doğrudan kanser oluşturmasına yönelik kanıtlanmış bilimsel veri bulunmadığını belirtilerek, yapılan bilimsel çalışmalarla konunun bilim dünyası tarafından yakından takip edildiği vurgulandı.

Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamada, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun, ilaçlarda ve kozmetik ürünlerde koruyucu olarak kullanılan "paraben" maddesiyle ilgili, 26 Mayıs 2011 tarihinde toplandığı bildirildi.


Açıklamaya göre, toplantıda şu kararlar alındı:


-Parabenler, ilaçlarda ve kozmetik ürünlerde antimikrobik etkileri nedeniyle 1924'ten beri tüm dünyada, koruyucu amaçlı ve çok düşük dozlarda yardımcı madde olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Parabenlerin kimyasal yapılarına göre metil, propil, bütil paraben gibi türevleri vardır.


-Parabenler insan vücudunda östrojen hormonuna benzer etkiler göstermektedir. Ancak bu etkileri, östrojenin binde biriyle 10 milyonda biri kadardır. İlaçta ve kozmetikte en çok kullanılan metil parabenin etkinliği, östrojen etkinliğinin 2 milyon 500 binde biri kadardır. İlaçlarda ve kozmetik ürünlerde bulunan miktarıyla (östrojene uzun dönemde yüksek doza maruz kalmaya bağlı yan etkileri de dahil) östrojenik etki göstermediği kabul edilebilir. Bu nedenle kanserojenik ve endokrin bozucu etki göstermesi beklenmemektedir. Ayrıca, parabenler ilaç veya kozmetik olarak kullanıldığında çok hızlı bir şekilde parçalanarak vücuttan idrarla atılır. Ağız yoluyla alındıklarında ise midedeki asit ortamı nedeniyle parçalanmaları yüksek olup kana geçen miktarı yok denecek kadar azdır.


-Bu maddenin vücutta toksik etki yaratacak ölçüde biriktiğini gösteren ve insanlarda doğrudan kanser oluşturmasına yönelik kanıtlanmış bilimsel veri bulunmamaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarla konu bilim dünyası tarafından yakından takip edilmektedir.


-Ülkemizde ilaçlar, klinik kullanıma sunulmadan önce, içeriklerinin ve katkı maddelerinin (parabenler dahil) mevzuatımız sınırları içerisinde olması kaydıyla ruhsatlandırılmaktadır. İlaç ruhsatlandırmayla ilgili mevzuatımızdaki sınırlar da Avrupa Birliği ve ABD ile uyumludur.


-Kozmetikler ise, Avrupa Birliği'yle uyumlu kozmetik mevzuatımız doğrultusunda, bildirim esasına göre piyasaya çıkmaktadır. Kozmetiklerin piyasa denetimleri özellikle içerdikleri (parabenler gibi) koruyucu maddeler açısından yapılmaktadır.


-Ülkemizde klinik kullanıma sunulmuş ilaçlar ve kozmetikler içerisinde bulunan parabenlerin, formülasyonlardaki miktarları itibariyle insan sağlığına zararlı etkileri olması beklenmemektedir.


-Bugünkü veriler doğrultusunda parabenlerin, bilimsel olarak risk yaratmamakla beraber, çocukların korunmasına yönelik -özellikle bebeklik döneminde- kozmetik ürünlerin hekim veya eczacıya danışılarak kullanılması önerilir.


-Bu konudaki bilimsel veriler takip edilerek bilginin güncellenmesine devam edilecektir.


-Sağlık Bakanlığı olarak, ulusal ve uluslararası otoritelerle gerekli temaslar sağlanmış olup bu konuda yapılan çalışmalar dikkatle izlenmektedir."

 

BPA konulu Temmuz 2010 tarihli basın açıklaması.

Sağlık Bakanlığı, Bisfenol A maddesine ilişkin bilimsel verilerin, vatandaşların endişe etmelerini gerektirecek bir durum olmadığını gösterdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan açıklamada, BPA olarak isimlendirilen Bisfenol A maddesinin, biberonlar dışında çeşitli yiyecek ve içecek kutularının iç yüzey kaplamalarında da bulunduğu ifade edildi.
BPA'nın yiyeceklerle temas eden kaplarda kullanılmasına belirli ölçülerde izin verildiğinin bildirildiği açıklamada, biberonlarda bulunabileceği miktarın Avrupa Birliği'nde de kullanılan TS EN 14350 standardı ile sınırlandırıldığı belirtildi.
Avrupa Birliği ve ABD'deki yetkili organlarca BPA için vücuda alınmasına izin verilebilen miktarın, vücut ağırlığının kilogramı başına günlük 0,05 miligram şeklinde olduğu ve bu miktarın 100 katına ulaşıldığında ancak toksik etkiden bahsedildiğinin aktarıldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Bazı ülkelerde (ABD'de 51 eyaletten 6'sında, Kanada, Avustralya, Fransa ve Danimarka) BPA'nın biberon gibi bebek gıda kaplarında kullanılmasına son verilmek üzere karar alınmış ve tedricen gıda üreticilerinden BPA'yı kullanmamaları talep edilmiştir.
Avrupa Birliği Avrupa'da bu konuda yetkili organ olan Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı'ndan (EFSA) bu konuda bilimsel bir değerlendirme yapmasını talep etmiştir. Ajans, 13 Temmuz 2010 tarihinde yayınladığı bir açıklamada, bu aşamada izin verilen günlük alım miktarının değiştirilmesine gerek duyulacak bilimsel bir veri bulunmadığını, Eylül ayı sonuna kadar bu konudaki raporlarını tamamlayacaklarını bildirmiştir.
Bugün itibariyle sahip olduğumuz bilimsel veriler, vatandaşlarımızın endişe etmelerini gerektirecek bir durum olmadığını göstermektedir. Bisfenol A ve benzeri maddelerle ilgili konular 2005 yılında kurduğumuz 'Ulusal Kanser Danışma Kurulu' tarafından Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı ve Amerikan FDA gibi uluslararası örgütlerle işbirliği içinde büyük bir ciddiyetle yakından takip edilmektedir.''

9 Haziran 2011 Perşembe

Cep Telefonuyla Beyin Salatası Tarifi


Moskova’da bulunan Komsomolskaya Pravda gazetesinden Vladimir Lagovski ve Andrei Moiseynko,  resimde görüldüğü gibi basit bir mikrodalga aygıtı hazırladılar. Bir telefondan diğerini aradılar ve konuşma modunda bıraktılar. Yumurta 65 dakikada pişti.  

2005'te aşağıdaki haber yayımlandığında daha ne bu deney yapılmıştı ne de Dünya Sağlık Örgütü'nden cep telefonlarının kansere neden olabileceğini belirten bir açıklama gelmişti.  Konuyla ilgili daha detaylı bir dosya çok yakında bu blogta. Cep telefonu, beyin tümörü ve yumurta pişirmeyle ilgili Yeniaktüel için hazırladığım haber ise bilgilerini tazelemek isteyenler için...

BU HABERİ OKURKEN LÜTFEN CEP TELEFONLARINIZI KAPATINIZ.


Başlıktaki uyarı, size sinema ve tiyatro salonlarında ya da uçak anonslarındaki masum uyarıları hatırlattı değil mi? Oysa amacımız, çok daha vahim bir tehlikeye dikkat çekmek. Hatta sigara paketleri gibi cep telefonları üzerine de “sağlığa zararlıdır” yazdırtacak kadar büyük bir tehlike. Üstelik sadece kansere neden olan elektronik dalgalar yaydığı için değil, uzaktan beyin kontrolü aracı ya da çok kuvvetli bir  kitle imha silahına dönüşebileceği için. Haberimizin henüz en başında, kanser, beyin kontrolü ve kitle imha sözlerini aynı cümlede kullanmak, şok etkisi yaratabilir. En iyisi teknolojinin bize hediye ettiği bu küçük oyuncağın büyük marifetlerini, uzmanlar rehberliğinde birer birer ele alalım.
Rehberlerimiz, uzaktan algılama, eloktromanyetik dalgaların insan üzerindeki biyolojik etkileri konusunda birçok çalışmaya imza atan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Şeker ve Colombia Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve genetik üzerine araştırmalar yürüten Anıl Korkut. Son yıllarda çalışmalarını özellikle cep telefonu konusunda yoğunlaştıran ve konuyla ilgili tüm araştırmaları inceleyen uzmanların şu günlerde tek amacı var: Gelecek on yılda cep telefonunun insana vereceği zararlarla ilgili herkesi haberdar etmek! Hatta bunun için, yaptıkları tüm araştırmaları ve dünyada bugüne kadar yapılan, ancak hasır altı edilen diğer çalışmaları da derleyerek bir de kitap hazırladılar. İşte Tehlikeli Oyuncak isimli bu kitapta, Prof. Şeker ve Korkut, cep telefonlarının başta kanser olmak üzere birçok ölümcül hastalığa neden olduğunu söylemekle kalmıyor. Ayrıca yanımızdan hiç ayırmadığımız bu küçük cihazların, uzaktan beyin kontrolü ve kitle imha amaçlı da kullanılabileceğini iddia ediyorlar. Nasıl mı? “Baz istasyonlarından, iletişim amaçlı dağıtılan elektromanyetik dalgalarda küçük değişiklikler yapılarak.” diye yanıtlıyor bu soruyu Prof. Şeker. “Beyinde milyonlarca algılayıcı vardır. Bunlar, dışarıdan dalga gönderilerek, yanlış uyarılabilir veya görev yapmaları engellenebilir.”  Örneğin ABD’de kitlesel olayları yatıştırmak için kullanılan ADS adlı sistemde kitlelerin üzerine elektromanyetik dalga gönderen cihazlar kullanılıyor. Bu dalgalara maruz kalan kişiler, fiziksel olarak yanmadıkları halde, derilerinde aşırı yanma hissediyor. İşte Prof. Dr. Selim Şeker’e göre, kişinin üzerinde taşıdığı cep telefonuna da böyle dalgalar göndererek, beyni etkileyebilmek mümkün. Hatta uzmanlar, insanın kendi fiziksel yapısının, taşıdığı cep telefonu için de mükemmel bir anten olduğunu söylüyor. Yani üzerinizde cep telefonu varken, elektromanyetik dalgalar yayan bir cihazın doğrudan hedefi olmanız çok daha kolay.
“Mançuryalı Aday ya da Azınlık Raporu isimli filmleri sadece birer bilimkurgu gibi izleyebilirsiniz. Oysa ABD’de bazı bilim adamları, CIA’in kişiye özel manyetik alanların tespit edebildiğini ve sadece ona özgü hayaller yaratarak, Mançuryalı Aday’da olduğu gibi zihnini kontrol edebildiğini iddia ediyor” diyor Anıl Korkut. Hatırlarsınız, bu filmde ABD Başkan Yardımcısı adayı, cep telefonuyla yönlendirilebiliyordu. Her daim cebimizde taşıdığımız iletişim sihirbazının, bir anda komplo teorilerinde sıkça duyduğumuz genetik, biyolojik ya da elektromanyetik silahlardan birine dönüşebileceği fikri epey endişe verici.  “Yani hepimiz kobay olabiliriz. Ya ‘Büyük Birader’ sizi her an izlemek ya da gelecekteki hükümetler, vatandaşlarının her altı ayda bir beyin taramasından geçmesini isteyebilir.” diyor Anıl Korkut ve Prof. Dr. Şeker.
Ancak, cep telefonlarının tehlikesi komplo teorilerini aratmayan bu iddiayla son bulmuyor. Uzmanların önemle vurguladığı başka bir konu da, cep telefonları ve baz istasyonlarının yaydığı radyasyonun, kanser, beyin tümörü, alzheimer, beyin hücrelerinin ölümü ya da kısırlığa yol açması. Dünyanın muteber üniversitelerinde yapılan araştırmaların referans gösterildiği bu iddialar ve bilim adamlarının baskıları sonucu, önümüzdeki yıllarda cep telefonlarına “sağlığa zararlıdır” ibaresi dahi konulabilir. Hatta, başta İngiltere Radyolojik Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. William Stewart’ın “cep telefonları küçük çocuklarda tümör riski yaratıyor” açıklaması olmak üzere konuya ilişkin yapılan diğer açıklamalar neticesinde, bugün İngiltere’de cep telefonu üzerinde sağlık uyarısının bulunması tartışılıyor. Prof. Dr. Şeker de günümüzde yoğunlaşan cep telefonları zararlı mıdır, değil midir” tartışmalarının, 50 yıl önce de sigara için yapıldığını hatırlatıyor. “Sigaranın kanserojen etkisi ancak 1963’te kabul edildi. O güne kadar ‘sadece biraz öksürük yapıyor’ deniliyordu. Bugün de Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, cep telefonu ve baz istasyonlarından alınan radyo dalgalarını, ‘muhtemel kansorejenleri içeren’ 2 B Grubuna aldı.” diyor. Oysa profesöre göre, bundan 10 yıl sonra cep telefonundan yayılan dalgaların dahil edileceği grup şimdiden belli: Sigaranın da bulunduğu, kansorejen madde içeren grup. Prof. Dr. Selim Şeker, “Çünkü, kanser oluşumu için kansorejen maddenin bünyeye alınmasından sonra 10 yıllık bir süre gerekiyor. Yani şu günler, kanser için kuluçka dönemi sayılabilir.” Sözleriyle açıklıyor durumu.
Yine yapılan araştırmalardan öğreniyoruz ki, uzaklardaki yakınlarımızın seslerini taşıyarak içimizi ısıtan bu teknoloji harikaları, içimizi hakikaten ısıtıyormuş. Hem de mikrodalga fırınlarda olduğu gibi. Uzmanlar, cep telefonuyla konuşurken yayılan dalgaların,mikrodalga fırında yiyecekleri ısıtmak için yayılan elektronik dalgalar gibi çalıştığını söylüyor. “Dolayısıyla, cep telefonunun yakın olduğu organlar ısınır. Yani, beyin ve kulaklar. Burada başlayan ısınma, iç organlara yayılır. Ama radyasyon doğrudan vücudun içine yayıldığı için deride hissedilmez.” İçimizdeki yanmanın tehlikelerini öğrenmeden önce, Prof. Dr. Şeker’e, cep telefonlarıyla yumurta pişirip, pişiremeyeceğimizi soruyoruz. Cevabı net. “Yeterli sayıda telefon, yeterli süre boyunca çaldırılırsa, yumurta bile pişer.” Bu ısınmanın zararlarını ise Dünya Sağlık Örgütü Raporundan öğreniyoruz. Bu rapora göre ısınma sonucu, vücut normalde salgılamadığı bazı proteinler üretiyor. Sürekli konuşma halindeyse, ısınma vücutta yıkıma neden olabiliyor. Uzmanlar bu yıkımın sonunda, kanser oluşumuna, kalp yetmezliklerine, gözde katarakt oluşumuna hatta hamilelerde düşüğe neden olabileceğini söylüyor. 

5 Haziran 2011 Pazar

Mastürbasyonun Aile Kurumuna Faydaları


Muzır Kurulu'nun bilgilerine arz ederim.
“İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın!” yazıyor kitabın arka kapağında. Hani Muzır Kurulu’nun sakıncalı bulduğu Ölüm Pornosu isimli Chuck Palahniuk imzalı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitap var ya, işte o. Yüzleşme, yüzleşme de, nereye kadar? Mesela arka kapakta yazan bu bilimsel veriyle hiç yüzleşmemek için bu tür bilimsel araştırmaları da mı yasaklamalı yoksa? Bilimsel araştırma demişken, geçen yıl Newsweek’in bilim editörü Sharon Begley, mastürbasyonun üreme ve aile kurma için önemli bir araç olduğunu anlatan, oldukça bilimsel bir yazı kaleme almıştı. Makalede vahşi yaşamı, insan ve diğer  türleri inceleyen bilim insanlarınca yapılan ve bu tezi doğrulayan bir çok araştırmadan söz ediliyor. Neyse ki Muzır Kurulu’muz henüz Begley’i keşfetmedi. O yüzden saknıcasız, sakıncasız okuyabilirsiniz makalenin özetini ya da dilerseniz orijinalini. http://www.newsweek.com/2010/10/07/why-masturbation-helps-procreation.html
Şimdi özetler:
1) Mastürbasyon, üretim sistemindeki yaşlı, hasarlı spermlerin atılmasını sağlayabilir. Bu da erkeğin baba olma şansını yükseltecek daha sağlıklı ve hızlı spermlere daha fazla yer açar. “insanlarda, daha genç spermlerin üretimi sayesinde mastürbasyon, sperm kalitesini yükseltir” diyor Central Florida Üniversite’nden biyolog Jane Waterman.
Amsterdam’da gerçekleştirilen bir bilimsel kongrede sunulan araştırmaya göre yedi gün boyunca her gün seks ya da mastürbasyon yapmak, DNA hasarını düşürerek, sperm kalitesini yükseltiyor. Şöyle ki üç günlük orucun ardından sperm dna hasar oranı ortalama yüzde 34’lerde seyrediyor. Ancak aynı süre zarfında, hımmm nasıl söylesem, oruç kurallarına uymayan erkeklerde hasar ortalama yüzde 26’ya düşüyor. Ayrıca sperm hareketliliği de çarpıcı biçimde artıyor. Sonuç: Daha sağlıklı spermler ve muhtemelen daha çok bebek:)
2) Bilim insanları ayrıca mastürbasyonun bir tür tanıtım kampanyası olabileceğini düşünüyor. Bu fikre göre kendi kendini tatmin, olası partnerler ve elbette ki rakipler için erkeğin ikramlarıyla ilgili bir önsunum gibi değerlendirilebilir. “Erkekler, yüksek kalitelerinin reklamını yapıyor olabilir” diye açıklıyor Waterman. “Bir kısmını çöpe atmayı göze aldıklarını göstererek, ne kadar çok spermleri olduğunu işaret ediyorlar.” Sonuç: Daha fazla çiftleşme, daha çok bebek ve aile. Hemen ekleyelim, bu tür tanıtım kampanyaları, insanlar arasında pek işe yaramıyor:)
 3) Mastürbasyon bir tür zafer turu olarak da algılanabilir. Kimi hayvanlar, çiftleştikten sonra mastürbasyon yapıyor. Bu durum grubun diğer üyeleri tarafından da bilindiği için, söz konusu erkeğin başka dişilerce de tercih edildiğini gösteren bir işaret olarak algılanabilir. Bu da hâlâ çiftleşme arzusu taşıyan dişiler için bir ilham kaynağı olabilir. “Diğeri için yeterince iyiyse....”  Sonuç: daha fazla çiftleşme, daha çok bebek.
4) Mastürbasyonun aynı zamanda hijyen sağlayıcı bir işlevi de olabilir. Bu fikre göre mastürbasyon yapan erkeklerde üretim sistemi temizleniyor ve daha önce çifleştiği dişiden erkeğe bulaşma ihtimali olan hastalıklara karşı koruma sağlanıyor.
Bu hijyen sağlama işlevi, Waterman’ın Namibya’da tarla sincaplarıyla  (Xerus inauris) ilgili 2 bin saatlik (!) gözlemlerine dayanıyor.  PLoS One isimli bilimsel yayındaki makalesine göre erkek tarla sincapları arasında mastürbasyon, özellikle dişilerin üreme döneminde çok daha sık görülüyor. Bilhassa da çiftleşmeden hemen sonra. Bu oldukça tuhaf. Bir çok sperm çöpe gidiyor, üstelik dölleyecek bir yumurta bulma şansının en yüksek olduğu dönemde. Ayrıca gözlemlere göze dişi tarla sincapları başka pek çok erkekle çiftleştilerse, erkeklerin daha fazla mastürbasyon yapması da tuhaf. (Dişi tarla sincapları üç saatlik üreme dönemlerinde on kadar erkekle çiftleşebiliyor.) Fakat, erkeklerin çiftleşmeden sonra mastürbasyon yapmasını ve bilhassa seçici olmayan dişilerle çiftleştikten sonra bunu daha sık tekrarlamasının bir sebebi olabilir: Salya antibakteriyal özelliklte olduğundan, mastürbasyon erkekler için enfeksiyon kapma riskini düşürüyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların üremeye zarar vereceği düşünülürse mastürbasyon, erkek tarla farelerinin bebek yapma yeteneklerini korumak için seksüel hijyen sağlıyor. 
Peki ya dişiler? Vahşi hayatta mastürbasyon yapan dişilerle ilgili gözlemler çok fazla sayılmaz. Bonobo maymunları bu açıdan en iyi bilinen örnekler. (Mevzu seks olunca  hemen her konuda en iy bilinen örnekler aynı zamanda:) Konuyla ilgili popüler teorilerden birine göre –ki yanlış bir teori- çiftleşme sırasında ya da hemen sonra yaşanan orgazm, spermin yumurtaya ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ancak 2002’de yayımlanan bir makaleye göre vajinal ve rahimdeki kasılmaların üremeyi kolaylaştırmak için spermlerin hızlı yol almasını sağladığına ilişkin yorum pek de gerçekçi değil. “Zira böylesine hızlı bir nakliyat, yetersiz ve işlevsiz sperm hücrelerinin de depolanmasına yol açabilir.” Bunun yerine primatlar üzerine çalışan bilim insanlarının hemfikir olduğu basit bir açıklama var: Zevk almak.
Sonuçta, küçük büyük tüm türler açısından mastürbasyon (en azından erkekler arasında) üreme için önem arz ediyor. Dolayısıyla aile kurumuna da yardımcı sayılabilir.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Neden Yabancı Dil Öğrenemiyoruz? Part II


Amacım öğretmenlere yüklenmek değil. Elde uygun kaynak, yeterli hizmet içi eğitim olmayınca kalabalık sınıflarda haftada iki saatte onlar ne yapsın ki? En iyisi herkese birer Babil balığı. (Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde vardı ya, kulağa atıyorsunuz, sonra galakside konuşulan tüm dilleri bir anda anlayıp, konuşmaya başlıyorsunuzJ Sonra bir de yaş sorunu var. Bugün neredeyse tüm AB ülkelerinde ikinci dil eğitimi, okul öncesinde ya da ilkokul birde başlıyor. Türkiye’de dördüncü sınıfta. “O bile iyi, bizim zamanımızda 6. sınıfta başlardı” diyorsanız, unutmayın, o zaman Anadolu liseleri de 6. sınıftan itibaren öğrenci alırdı ve tam bir yıl hazırlık okutulurdu. Hiç olmazsa alt ve orta sosyal sınıflardan gelen başarılı çocuklar, ikinci dili iyi öğrenme şansı yakalardı. Şimdi yabacı dil ağırlıklı liseler 9. sınıfta başlıyor ve çoğunun hazırlığı yok. Yani bugün çocuğunuzun çok iyi “yabancı” dil öğrenmesini istiyorsanız ya hem çok pahalı hem de yüksek puanlı özel okullara göndereceksiniz ya da okul öncesi sınav hazırlık kurslarına başlayacaksınız. Çünkü çok çok yüksek puanlı bir iki Anadolu lisesi için ancak böyle şansınızı arttırabilirsiniz.
Kim bilir, belki o zaman sadece ikinci dilini değil; matematiğini, fenini hatta Türkçesini, başka bir deyişle PISA standartlarına göre eğitimin sağladığı yaşama becerisini geliştirebilir. Zira OECD ülkeleri arasında üç yılda bir düzenlenen PISA testlerinin sonuncusuna göre (2009)  Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin dörtte biri okuduğunu anlayamıyor, yarısına yakını da basit matematiksel problemlerini dahi çözemiyor. Aslında en iyisi Eğitim Bakanlığı matematik, fen, sosyal bilgiler ve Türkçe için de yabancı öğretmenler ithal etsin.

Neden Yabancı Dil Öğrenemiyoruz? Part I



Sanki matematik öğrenebiliyoruz da!
Hem hükümetin hem de muhalefetin diline pelesenk olan yabancı dil öğrenememe problemini bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Uluslararası Yükseköğretim Kongresi’nin açılışında yaptığı konuşmada dile getirmiş. Ülke büyüklerimizin içine dert olan bu soruyu ben de yıllarca İngilizce öğretmenliği yapan arkadaşım Öner Solak’a sordum: Neden yabancı dil öğrenemiyoruz? Öner’e göre mesele ta terminolojiden başlıyor. “Daha en baştan ‘yabancı’ diye etiketlediğimiz bir şeyi içselleştirip, öğrenmemiz zaten zor.” Yurtdışında çocuklar ikinci dil (second language) eğitimi görürken, bizimkiler yabancı dil öğrenmeye çalışıyorlar.
Keşke sadece terminoloji “yabancı” olsa. Ama maalesef bu dilleri konuşanlar da dillerin konuşulduğu ülkeler ve o ülkelerin kültürleri de hâlâ bu topraklara çok yabancı. Öyle ki  Boğaziçi Üniversitesi’nden Belma Haznedar’ın “Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi: Reformlar, Yönelimler ve Öğretmenlerimiz” başlıklı araştırmasına göre İstanbul’da görev yapan yabancı dil öğretmenlerinin yaklaşık yüzde 80’i, öğrettiği dilin ana dil olarak konuşulduğu bir ülkede hiç bulunmamış bile. Bulunanlar da en fazla 3 ay kaldıklarını söylemiş. Oysa 2000’den bu yana Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmaya başlayan ‘Avrupa Dil Portfolyo’su çerçevesinde yabancı dil öğretmenlerinin, dilin konuşulduğu ülkelerde staj yapması, seminerlere katılması gerekiyor.  
Neyse ki Milli Eğitim Bakanlığı geçen günlerde açıkladığı bir uygulamayla, yurtdışını yabancı dil öğretmenlerinin ayağına getiriyor: Önümüzdeki dört yıl boyunca, her yıl on bin yabancı İngilizce öğretmeni Türkiye’de istihdam edilecek. Yıllardır kadro bekleyen işsiz ya da sözleşmeni öğretmenlerin bu uygulamayla ilgili düşünceleriyse başka bir yazı konusu. Korkum, gelecek yabancıları da kısa zamanda kendimize benzetmemiz. Düşünsenize, iki yıl sonra ülkelerine geri dönen öğretmenler, sınıfta ezber listeleri dağıtmaya başlıyor. Zira ülkemizdeki İngilizce öğretmenlerinin yüzde 70’inden fazlası, ezber ve tekrara dayalı dilsel-işitsel yöntemle konuları öğretiyor. Oysa 60’larda ortaya çıkan bu tekniğin, yaratıcı ve bilişsel bir süreç olan dil öğrenimi için çoktan modası geçti. Yine her dört öğretmenden üçü birkaç yüzyıl önce tanımlanan dilbilgisi-çeviri yöntemini kullanmaya devam ediyor. -Lisedeki yabancı dil öğretmenlerimizden biri Ramses olarak bilinirdi, belki de gerçekten onlardan biridir.- Diğer taraftan çocukların dil öğretiminde günümüzde en etkili kaynak sayılan öykülerden yararlanan öğretmenlerin oranı sadece yüzde 31. Tabii, kim uğraşacak çocuklara masal anlatmakla.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Yıllar değil, yanlış beslenme yaşlandırıyor.

 Time Orders Old Age To Destroy Beauty. Pompeo Batoni. National Gallery London


İhtiyarlatan beslenme yanlışları

Yaşlılıktan kaynaklandığını sandığınız kimi şikayetlerinizin sebebi aslında sağlıklı diye tercih ettiğiniz beslenme biçiminden kaynaklanabilir. En azından Yahoo Shine’da yayımlanan bir derleme öyle söylüyor. İşte sizi yaşlandıran doğru sandığınız yanlışlar.
·        Yanlış 1. Tüm hayvansal proteinleri öğünlerinizden attınız.
Oysa vücuda enerji sağlayan B12 vitamini sadece hayvansal (burada ısrarla hayvani demek istiyorumJ  ürünlerde bulunuyor. Bu besin ayrıca metabolizmayı dengeleyip, beynin ve sinir sisteminin de sağlığını koruyor. Zaten yorgunluk da klasik bir B12 eksikliği işareti.
·        Yanlış 2. Yeterince magnezyum ve bakır almıyorsunuz.
Sonra eklem ağrılarından yakınıyorsunuz. Her iki element de eklem ve kıkırdaklar için çok önemli. Magnezyum ve bakırı yeterince tüketince, eklem bozukluklarının azaldığı ve ağrıların hafiflediğini gösteren pek çok vaka bulmak mümkün.
·        Yanlış 3. Sağlıklı yağlardan kaçıyorsunuz.
Omega-3 yağları, beynin yapı taşları. Bunları yeterince tüketmezseniz, beyninizin temelinde üç beş çıta eksik kalabilir. Sonra  unutkanlıktan yakınır, yaşlılığa bağlarsınız.
·        Yanlış 4. Alışveriş sepetiniz paketlenmiş gıdalarla dolu.
İşlenmiş gıdaların en temel eksiklerinden birisi potasyum. Potasyumu yeterince alamayınca, vücutta yüksek tansiyon baş gösteriyor. Yoksa siz onu da mı yaşlılıktan sanıyordunuz? Taze sebze ve meyve tüketip, daha az işlenmiş gıdayla beslenin bakalım sorun düzeliyor mu?